FANDOM


Star Wars The Rise of Skywalker

Hiç kimse gerçekten gitmez.

Uyarı! Bu sayfa Star Wars: Skywalker'ın Yükselişi filmi ile ilgili spoiler barındırıyor. Eğer spoiler istemiyorsanız, sayfadan ayrılın!

Bu inceleme ocak ayında yazılmış olsa da üzerinde çeşitli düzenlemeler yapacak vakti bulamadığımdan ancak şimdi paylaşabiliyorum, gecikme için kusuruma bakmayın.

Star Wars: Bölüm IX Skywalker'ın Yükselişi spoilerlı inceleme

Geçtiğimiz aralık ayında Skywalker Destanı'nın son bölümü olan "Skywalker'ın Yükselişi" Star Wars hayranları ve genel izleyici kitlesiyle buluştu. "Her jenerasyonun bir hikayesi vardır ve her hikayenin de bir sonu" mottosu ile beyaz perdede boy gösteren ve iyi yahut kötü her birimizin çıktığı gün koşarak izlemeye gittiği bu filmi sevgili Star Wars hayranları için bir masaya yatıralım dedik. Siz okumaya başlamadan belirtelim, sizin fikirleriniz çok farklı olabilir ki bu normaldir zira herkesin farklı zevkleri vardır ve toplumda hepimizi birey yapan yegane güzellik de budur. Bu inceleme yalnızca filmin bizim için ne ifade ettiğini belirtmek üzerine kuruludur. Herkese iyi okumalar. 

Filmin genel bilgileri

Skywalker'ın Yükselişi filmi 20 Aralık 2019'da beyaz perdelerde oynamış Star Wars film serisinin devam üçlemesinin son filmidir. Filmin senaryo kısmında karşımızda J.J. Abrams ve Akademi Ödüllü (2012 “Argo”) senarist ve yönetmen Chris Terrio ile karşılaşıyoruz. Yönetmenlik koltuğunda ise yine yazarlardan J.J. Abrams oturuyor. Abrams'ı Fringe'den, Görevimiz Tehlike 3'ten, Lost'tan ve en önemlisi de üçlemenin ilk filmi olan Güç Uyanıyor'dan hatırlıyoruz. J.J. Abrams'ı hem yazarlık koltuğunda hem de yönetmenlik koltuğunda görmek yaptığı işleri ve tecrübesini de önceden bildiğimizden ötürü güven veriyor. Aktörlere ve aktrislere baktığımızda ise Adam Driver, Daisy Ridley, Oscar Isaac gibi yine son yıllarda adından söz ettirmiş başarılı aktörler görüyoruz. Özellikle Driver'ın bu filmdeki performansı kesinlikle görülmeye değer.

Hikaye

Hikaye kısmını incelemek için öncelikle önceki filmlerden bahsedelim biraz. “Sequel” üçleme olarak geçen bu üçüncü üçlemeyle 2016'da Güç Uyanıyor ile tanıştık. Rey karakterinin kendini tanıması, Galaksinin yeni büyük tehdidi İlk Düzen ile özgürlüğüne düşkün İsyancıların yahut bu serideki adıyla Direniş'in çarpışması ve son Skywalker'ımız Ben Solo'nun trajedisine yakından tanık oluyoruz. Klasik bir Star Wars hikayesi kısacası. Aynısından defalarca gördüğümüz bir formül. Yedinci film özellikle olayı gerçekten formüle döküyordu. Dördüncü filme oldukça benzemesi ile Abrams'ı acımasız eleştiri oklarının hedefi haline getirmişti. Ancak film teknik anlamda ortalamanın üstündeydi ve seyir zevki de iyiydi. 2018'de çıkan Son Jedi ise bize çok farklı bir Star Wars tecrübesi yaşatmak için kolları sıvadı. Radikal ve tartışmaya çok müsait kararlar alarak iyi yahut kötü dikkati üzerine çekmeyi başardı. Ancak ne dersek diyelim, teknik anlamda gerçekten güzel bir film izlemiştik. Karakter gelişimleri (Rey hariç) oldukça başarılıydı ve sinematografik anlamda da çok profesyonel bir iş ortaya koyuyordu. İçinde barındırdığı lore temelli içeriklerin hepsini de Legends'tan alması ve onları geliştirmesi de bize bildiğimiz bir evrenin daha da genişlediğini hissettirdi. Yine de sorunları var mıydı? Tabii ki. Filmin çok fazla gereksiz sahnesi ve bütünlüğü bozup odağı dağıtan ikinci bir olay örgüsü vardı. Rian Johnson sektörde Abrams kadar tecrübeli değil ve çok yenilikçi bir yönetmen, bu filmde de Star Wars'ta daha önce görmediğimiz çift katmanlı bir hikaye yapısı yani ikinci bir olay örgüsü ile hikayeyi anlatmak istediği belli. İkinci bir olay örgüsü ile hikayeyi anlatma tekniğini kitap okuyanlar zaten bilir, en dikkat çeken örnek olarak Tolstoy'un Anna Karerina'sı özellikle finalinin bu özelliği ile oldukça eleştirildi. Son Jedi'da gördüğümüz ikinci olay örgüsü tam olarak Anna Karerina'da olduğu gibi değil hatta çok farklı belirtmek gerek. Ancak Anna Karerina'nın eleştiri aldığı noktaları bu film için de belirtebiliriz, film “bizce” gereksiz bir hikaye anlatım tekniği ile ana hikayenin odağını dağıtarak seyir zevkini düşürüyordu. Yine de eğer sinemada izlemediyseniz çok şey kaybettiğinizi düşündüğümüzü belirtmek gerek. Skywalker'ın Yükselişi filmine geldiğimizde ise bizi önceki üçlemelerden çok kopuk bir hikaye karşılıyor. Öncelikle ilk negatif eleştirimizi burada yapalım. Bu filmin anlatmaya çalıştığı hikaye Son Jedi'ın sonuçları üzerinden kurulmuyor. Aksine içerik temelsiz ve tek başına var olmaya çalışan, güvensiz ve zayıf. Hikayenin doğal akışını reddedip gerçekleşen olayları yok sayması da bütünlüğe zarar vererek üçlemenin genel duruşunu ciddi şekilde dağıtıyor. Hikayeyi özetlemek gerekirse; Skywalker'ın Yükselişi, Sidious'un dönüşü ile başlıyor ve devamında gerçekleşen olayları konu alıyor. Son Jedi'da öğrendiğimiz şeylerin ve karakter gelişimlerinin artık etkisiz kaldığını yalnızca Kylo Ren karakterinin bir nebze genel gelişiminin devamında bir seyirde bulunduğunu gözlemliyoruz. Rey, Leia'nın eğitimi eşliğinde oldukça güçlenmiş, Kylo Ren ise İmparator'un bir anlamda emri altına girmiş. Poe Dameron ve Finn ise Chewie'ye de yanına alıp görevden göreve gidiyorlar. Finn karakterinde zaten yedinci filmden beri bariz bir gelişme görüyoruz ancak Poe karakteri hala sekizinci filmde bıraktığımız yerde. Karakterleri bu noktada buluyoruz ve devamında Direniş'in Sidious'un döndüğünü öğrenip Rey, Finn ve Poe üçlüsünün Pasaana'ya gitmesini izliyoruz. Ekip Pasaana'da Luke Skywalker'ın bile bulamadığı Sith Dagger'ı çok kolay bir şekilde bularak yollarına Kef Bir üzerinden devam ediyorlar. Hikayenin son çeyreğine geldiğimizde KOTOR oynayanların çok iyi hatırlayacağı Yıldızocağı Üssü Kuşatması'na benzer bir kuşatma saldırısı ile Direniş'in Exegol'daki Sith Kalesi'ne ve Ebedi Sith Filosu'na saldırısını izliyoruz. Bu esnada Rey ve Ben Solo karakterleri de İmparator'un kendisi ile yüzleşiyorlar ve Rey bu sefer temelli olarak İmparator'u yeniyor. Öncelikle, Kylo Ren'in Sidious'u bulması ve devamında gerçekleşen olaylar bana çok fazla Dark Empire hikayesini hatırlattı. Dark Empire zaten iyi yazılmış bir hikaye değildi, bu filmin hikayesi de oldukça acemice hazırlanmış. Zaten birçok detayın hikayeye sonradan eklendiğini göz önüne alırsak şaşırtıcı değil. Hikayenin genelinde mantıksal bir hata göze çarpmıyor. Çelişkili bir nokta -en azından hatırladığım kadarıyla- bulunmuyor. Hikayenin en büyük sıkıntısı üçleme içindeki diğer filmlerden beslenmek yerine ilhamı çok uzaklarda, orijinal ve öncül üçlemede hatta Legends birikiminde araması. Kendisine ait olmayan hikayeler ile bağlantı kurarken yazarlar kendilerini o kadar zorlamışlar ki Bölüm IX'un en küçük diyaloğu bile önceki Star Wars kaynaklarına zorlama bir saygı duruşu gibi hissettirmekten öteye geçemiyor. Ne yazık ki bu bağlılığın bir diğer getirisi de hikayenin inanılmaz klişe bir şekilde ilerlemesi. Başından sonuna kadar her olay beklediğiniz gibi gerçekleşiyor. Filmin ana karakter kadrosu üç boyutlu karakterlerden iki boyutlu tiplemeler halini alıyor ve zaten bir sebep sonuç ilişkisinin olmadığı bu hikaye iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Belki evrenin devamlılığı ile alakalı “Güç iyileştirmesi” hakkında birkaç nokta gözünüze takılmış olabilir. Bunlara Lore konusunda daha detaylı şekilde değineceğiz. Hikayenin finaline gidene kadar bize bir çok gereksiz zorlama detaylar eşlik ediyor.  Sadece hikayeyi doldurmak için eklenen birçok gereksiz olay var ve bunların hikayenin bütününü oluşturması can sıkıcı. Örneğin Exegol'un yerini bulmaya yarayan bir aletin (Sith Yön Bulucu) yerini bulmaya yarayan bir aletin (Bestoon'lu Ochi'nin bıçağı) yerini bulmak için çıkılan uzun bir yolculuk ki filmin ana kurgusu da bunun üzerine zaten. Bu yolculuğa başlamak için ihtiyaç duyulan Hançerin de yerini öğrenmek için başka bir kaynağa ihtiyaç duyduklarını hatırlatmak gerek. Bu zincirleme yolculuk ve arayış aslında her yolculuk filminde sıkça karşılaştığımız bir problem. Ancak bu kadar profesyonel kişilerin elinden böyle doldurma bir hikaye bizi şaşırtmadı desek yalan söylemiş oluruz. Neyse ki film süre kaygısı içerisinde ki bunu da bize anlatmıyor, direkt olarak hikayenin başında “Luke bunu arıyordu ben biliyorum bunu.” deyip yola çıkıyor karakterler. Kısacası hikaye birçok detayı ile Abrams'ın ve Terrio'nun tecrübeli duruşundan çok uzak biçimde acemice ve el çabukluğu ile yazıldığını hissettiriyor.

Senaryo

Senaryo kısmına gelirsek; bazı hikayeler vardır ki ne kadar klişe veya saçma yazılmış olurlarsa olsunlar çok başarılı yazılmış bir senaryo ile gerçekten başarılı bir şekilde aktarılabilirler. Hikaye anlatımı ve senaryonun önemi de burada ortaya çıkar. Ancak Skywalker'ın Yükselişi kötü bir hikayeyi kötü bir senaryo ile bir araya getiriyor ve bu seyircinin şevkini daha ilk yarıda kırmakla kalmıyor, filmin devamını merak etmemesine sebep oluyor. Evet Terrio ve Abrams kötü bir hikaye yazmakla kalmıyor, ayrıca kötü bir de senaryo yazıyor. Karakterlerin yazılışlarına şöyle bir baktığımızda zaten karakter gelişiminin olmadığını belirtmiştik. Filmin içinde de aktif olarak değişen ve gelişen tek karakterin Ben Solo olması can sıkıcı. Sidious'tan başlayalım karakterlere göz atmaya. Evet dönüşü gerçekten epik ve gayet güzel bir power growth ile birlikte geliyor karakter. Ancak ne elle tutulur bir diyaloğu ne de mantıklı bir planı var. Öncül üçlemeden hatırladığımız o dahi Palps gitmiş yerine çok başka bir karakter gelmiş gibi hissettiriyor. Daha önce bahsettiğimiz tipleme sorunu en çok kendini burada hissettiriyor. İmparator Sidious yalnızca filmdeki kötü karakter boşluğunu doldurmak için yazılmış gibi. Kendisinin karakteristik bir özelliğini göremiyoruz. Sıradan, filmin sonunda yenilecek kötü adam şeklinde yazılmış olması karakterin duruşu için çok yanlış bir tercih olmuş. Rey karakteri ise her zamanki gibi. Filmin içinde kendi kendini sorguluyor ve fikir değişimlerine gidiyor tabii ama bu değişimler oldukça yüzeysel ve gerçeklikten uzak. Davranışları ve tepkileri çok yapay. Bu yalnızca Rey'e ait bir sorun da değil. Poe karakteri de oldukça sıradan, düz bir karakter. İşlenmiyor, işlendiği zaman ise sahne doldurmak isteniyormuş gibi çok yüzeysel bir şekilde geçiştiriliyor. Finn için de aynısını söylemek mümkün. Stormtrooper'ların da insan olduğu ile alakalı uzun ve dokunaklı diyaloglara giriyor ancak bu fikirleri sanki hiç belirtmemiş gibi bir anda içinde yüzlerce Stormtrooper olan Yıldız Destroyerlerini patlatıyor. Ayrıca karakteri ile alakalı Güç'e hassas olması gibi detaylar film boyunca zorlama ve komik olmayan bir şekilde izleyiciye dayatılıyor. Abrams'ın bu yönü zaten çok eleştiriliyor. Yedinci film de “gizem kutusu” diyebileceğimiz türdendi ve Abrams'ın hikayeye final koymak için yazdığı bir filmde bile bu tekniğe başvurması onun final filmini yazmak için yeterli bir yönetmen ve senarist olup olmadığını sorgulatacak cinsten. Zaten sürekli eleştiri aldığı bir konuyu bu kadar ısrarlı bir şekilde devam ettirmesi ve her seferinde daha kötü bir neticeye varması seyirciyi rahatsız ediyor. Senaryo başarısız ve gereksiz twistlere de ev sahipliği yapıyor. “İmparator hayata dönmüş!” veya “Rey aslında Palpatine'miş!”, “Chewie öldü, hayır yaşıyormuş!”  gibi hem sonradan eklenmiş hem de üzerine düşünülmemiş twistler seyirciyi ne şaşırtıyor ne de etkiliyor. Bunun bir sebebi kötü yazılması iken bir diğer sebebi karakterlerin gerçekleşen olaylara verdikleri tepkilerin çok yavan olması.İşte tam bu noktada karakterlerin yazım sırasında üçüncü boyutlarını kaybetmelerinin verdiği bir diğer sorun. İmparatorun hayata dönmesi gibi ciddi bir olaya verilen tepki çok sıradandı mesela veya nasıl döndüğü hikayede “Kara büyü, klonlama!” diyerek çok ucuz şekilde geçiştiriliyor. Yahut filmin sürekli üst üste binen kurgusu yüzünden Chewbacca'nın sahte ölümü hiçbir duygu hissettirmediği gibi dönüşü de seyirciyi rahatlatmıyor. Rey'in Palpatine olması da berbat bir fikir olarak hafızalara kazınıyor. Özellikle bu gerçeğin açığa çıktığı sahnelerde yazılan diyaloglar inanılmaz kötü. Öncül üçlemeden sonra tam daha kötü diyaloglar göremeyiz derken Abrams resmen bizlerin ne kadar haksız olabileceğini kanıtlamış oluyor. Yaşanan olayların gerçek sonuçlarının olmaması senaryonun bir diğer sorunu. Sebep sonuç ilişkisi filmde neredeyse yok ve rastgele sıralanmış sahneler ve olaylar izliyormuşuz hissiyatı baştan sona kadar gitmiyor. Örneğin 3PO'nun fedakarlığı hiçbir sonuca bağlanmıyor ve yaşanan olaylar hemen eski haline dönüyor. Chewie'nin ölümü de zira gerçek bir sonucu olmayan bir başka olay. Rey'in fedakarlığı da aynı şekilde gerçekten bir sonuca sahip değil. Ben Solo'nun ölümü ve Skywalker soyunun bitmesi de hiç sorun değil çünkü Abrams hemen Skywalker soyunu devam ettirmenin bir yolunu buluyor. Film bütün kötü sonuçları alıp düzeltiyor ve elimize filmin istediği sonucu vermesi için düzenlenmiş eylemler zincirinden ötesi geçmiyor. Türk Edebiyatı ile kıyasladığımızda Tanzimat Dönemi edebiyatında çokça gördüğümüz bir olay örgüsü. Ancak kusur sayılabilecek bu kurgunun varlığı konusunda Tanzimat edebiyatının özrü Türk Edebiyatı için bir geçiş dönemi olmasıydı. Skywalker'ın Yükselişi'nin ise herhangi bir özrü bulunmuyor. Döneminin çok gerisinde acemice yazılmış bir film olmanın ötesine geçemiyor ne yazık ki.

Sinematografi ve görsel efektler

Sinematografi kısmına gelirsek, filmin şüphesiz en güçlü olduğu nokta da bu. Özellikle IMAX ile izlerseniz gerçekten hayran olacağınız bir görselliğe sahip. Sahne geçişleri, ses ve ışık kurgusu, çekim açıları, görsel efektler, kısaca her şey mükemmel. Abrams işte bu noktada tecrübesini ve profesyonelliğini konuşturmuş. Son Jedi'ın çok üstüne çıkarak belki de tüm Saga içinde en keyifli ve estetik sahneleri bizlere sunuyor. Ben özellikle film içersinde Güç çifti tekniğinin işlenişine bayıldım diyebilirim. Rey ve Kylo'nun bu teknik aracılığıyla düello yapmaları estetik olarak çok üst düzey bir görsellik sunuyor. Bunun yanında Mustafar sahneleri ve Sidious'un dönüşü de gerçekten çok kaliteli şekilde seyirciye aktarılıyor. Hepsine John Williams'ın müziklerini de eklerseniz siz iki saatlik görsel ve işitsel bir şölen kalıyor yalnızca. Tabii ki kusurları da oldukça bol bu filmin. Görsel efektler her ne kadar güzel olsa da çok fazla hatayı barındırıyor. Oyuncuların mikrofonlarının unutulduğu sahneler, CGI kapüşonlar, yamuk ışın kılıçları ve daha niceleri. Ancak sahneler öyle hızlı ilerliyor ki siz bu hataları daha fark edemeden diğer sahneye geçmiş oluyorsunuz. Evet senaryo ve hikaye çok çok kötü ancak sinematografi de bir o kadar iyi. Bu sene daha iyi bir görsellik görmediğinize eminiz.

Oyunculuklar

Oyunculuklar konusunda diyebilecek çok bir şey yok. Adam Driver'ın devleştiğini söyleyebiliriz sanırım. Açıkça bu filmde Adam kariyerinin en iyi rollerinden birini oynuyor. Daisy de çok başarılı bir aktris olarak kadroda yerini koruyor. Diğer aktörler de yeterli bir oyunculukla bizleri mutlu ediyor. Ian McDiarmid de gerçekten çok çok iyi. Özetle bu konuda can sıkıcı hiçbir şey yok. Zaten son üç filmdir oyunculuklar hep ortalama üstüydü. Kadroda bazı sürpriz isimlerle de karşılaşıyoruz. Harrison Ford'un son bir kez Han Solo'yu oynadığı sahne çok güzel ve duygusal bir deneyimdi.

Lore

Lore'a bakacak olursak eğer; burada soru işaretlerine sahip çok fazla hayran var, bu yüzden de filmde kullanılan tartışmalı iki Güç yeteneği sizler için başlıklar halinde incelemeye ve açıklamaya karar verdik, buyurun:

Güç iyileştirmesi

Filmin en çok tartışılan noktalarından birisi. Tüm külliyat içinde baktığınızda (bkz. Güç iyileştirmesi) ilk kez Bölüm IV: Yeni Bir Umut filminde kullanılıyor. Legends'ta bu tekniğin başlıca kullanıcılarını şu şekilde sıralayabiliriz: Anakin Skywalker, Luke Skywalker, Cade Skywalker, Barris Offee, Shaak Ti, Mara Jade Skywalker... Teknik daha çok tıbbi ekipmanlarla tedavi edilemeyecek kadar ölümcül yaralanmaları iyileştirmek için kullanılıyordu. Bu tekniği "Cure" adı altında KOTOR I ve II'de de oyuncular olarak kullandık. Canon kısmına bakarsak ise kullanıcılar şu şekilde: Anakin Skywalker, Ben Solo, Rey Skywalker ve Çocuk. Bu tekniği Klon Savaşları'nda Mortis Sunağı bölümünde gördük. Yakın zamanda da The Mandalorian dizisinin yedinci bölümünde Çocuk tarafından kullanıldı.

Güç süzüşü

Legends'ta Yaşam Özü Süzüşü olarak de geçen bu tekniği KOTOR oyuncuları zaten biliyor. KOTOR I ve II'de kullanılabilir bir teknik olarak karşımıza çıkan bu Güç yeteneği ayrıca ünlü Sith Lordu Darth Nihilus'u da Açlığın Lordu yapan tekniğin kendisinden başka bir şey değil. Legends kullanıcıları şu şekilde: Abeloth, Revan, Nihilus, Exar Kun ve daha nice karanlık taraf kullanıcısı. Canon'da ise Anakin Skywalker, Sidious ve Talzin tarafından kullanıldığını gördük. Teknik kısaca varlıkların içindeki enerjiyi yer değiştirmeye zorlamak üzerine kurulu. Filmde Sidious bu tekniği kendini iyileştirmek için kullanılıyor, çokça düşülen bir yanılgı ancak hayır bu teknik Güç iyileştirmesinin zıttı değil.

Bunların dışında bir de Rey'in istemeden Güç yıldırımı atması gibi kısımlar var ancak bunlar evren için bir çelişki sunmuyor. Zira her iki tarafa özel olan Güç yetenekleri de bilindiği müddetçe kullanılabilir, bilinmese bile Güç'ün kudretinin yardımı ile yine kullanılabilir. Bunun fantastik bir hikaye olduğunu unutmamak gerek. Bunun yanında Sidious'un kendini klonladığı teknolojiyi daha önce Vader 2015 serisinde, Öz Transferi denen tekniği/ritüeli de Legends'tan zaten biliyoruz. Yani lore konusunda hiçbir sorun bulunmuyor.

Sonuç

Özetle film hakkında görüşlerimiz bu şekildeydi. İyisiyle kötüsüyle hepimiz sinemalara bu film çıktığı gibi koştuk ve yine iyisiyle kötüsüyle bu birStar Wars filmi. Bizce kesinlikle izlenmeli. İlerleyen yıllarda daha nice Star Wars içeriklerinde buluşmak üzere, şimdilik hoşçakalın!

Neden İzlemelisiniz?

  • Mükemmel sinematografi
  • İmparatorun dönüşü çok epik
  • Star Wars filmi
  • John Williams
  • Her şeye rağmen kesinlikle sıkmıyor

Neden İzlememelisiniz?

  • Klişe ve vasat hikaye
  • Kötü yazılmış senaryo
  • İmparatorun yenilişi çok kötü dizayn edilmiş

Puan: 50/100
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.